Basın Açıklaması: “Yok Değiliz; Müdahiliz”

Bundan tam 32 yıl önce darbeciler yönetime el koyduğunda, LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel ve trans) bireyler vardılar ama yok hükmündeydiler.

Siz yoksunuz, diyordu Devlet.
Siz düşmansınız, diyordu Ordu.
Siz suçsunuz, diyordu Polis.
Siz ayıpsınız, siz günahsınız, diyordu Toplum.
Ve “ya kendiniz yok olun” diyorlardı hep birlikte, “ya da biz yok ederiz sizi.”

Ve öyle oldu; o karanlık yılların en karanlık günlerinde Türkiyeli eşcinseller, biseksüeller ve transeksüeller hayatın en karanlık alanlarına savruldular.

Siyah Pembe Üçgen İzmir olarak Sözlü Tarih Dizisi kapsamında hazırladığımız ilk kitap olan “80’lerde Lubunya Olmak”ta 12 Eylül Darbesinin LGBT bireyler üzerinden nasıl da silindir gibi geçtiğini göstermeyi denedik. O dönemi yaşayan LGBT bireylerin o zor yıllara dair -herkesin görmezden gelmeyi tercih ettiği- hikayelerini paylaştık:

Darbecilerin ve kolluk kuvvetlerinin yaptığı işkenceleri; “Yüz kişinin içinde seni soyunduruyorlar, bir de copla haya yerine vuruyorlar: “Bu ne lan!” diye. “Altın erkek, üstün kadın!” diye”

Karakollarda maruz kaldıkları insanlık dışı muameleleri; “Seni çuvalın içine koyuyorlar Ahlak’ta. Kediler de var. Kediler seni parçalıyor çuvalın içinde. Beni bıraktılar öğleden sonra saat üç dört gibi… Ben Sultanahmet’e gittim. Bir esnaf dedi ki: Senin bu halin ney?, dedi. Suratım paramparça. Elbiselerim yırtılmış. Her tarafım delik deşik olmuştu…”

Alenen uğradıkları, katlandıkları tecavüzleri; “[Taksim Meydanı’nda, Darbenin ilk günlerinde, iri yarı bir asker vardı] Tuttuğunu oradan geçerken hemen Taksim Parkı’na götürüp cinsel ilişkiye zorluyordu ve ne zaman görsek yapıyordu bunu.”

Nasıl da trenlere doldurulup dağ başlarına bırakıldıklarını; “On iki kişiydik galiba, bizi bir trene bindirdiler Haydarpaşa’dan. Kış, kar yağıyor. Bolu Dağı’na doğru iki dağın arası bir vadide bizi trenden indirdiler. Kışın kar yağıyor ve gece. Kar ışığında yolumuzu bularak ana caddeye çıktık. Bizi dağda ölüme terk ettiler. Öyle olaylar da yaşadık.”

Evlerinin kapılarının nasıl kırılıp basıldığını; “Kapıyı kırıp geldiler. İkimizi de aldılar.  Dedim ki, ‘benim yaşadığım insan’. Dediler ki, ‘böyle bir şey olamaz’.”

Şehir dışlarına götürülüp nasıl dövüldüklerini; “Beni götürdüler Eski İzmir’in dağlarına, öyle bir yere geldik ki kurtlar köpekler uluyor. Gözlerimi açtılar, aldılar copları, beni dövmeye başladılar. ‘Utanmıyor musun? Sen bu işi bir daha yapacak mısın? Bir daha yaparsan seni geberteceğiz, öldüreceğiz.’”

Şehirden şehre nasıl sürüklendiklerini, darbe koşullarında yaşamak için verdikleri mücadeleleri; “O 80’li yıllar içerisinde çalışma alanlarımız gündüze döndü, ondan sonracığıma, gündüz müşteri edinmeye başladık. İşte kelle koltukta, kimimiz Belgrad Ormanları’na gidip çalışıyorduk, kimimiz karşılara gidip çalışıyorduk, yani kelle koltukta hayatı devam ettirmek zorundaydık: Çünkü ev sahibi darbeden anlamaz, elektrik darbeden anlamaz, ekmek, su darbeden anlamaz, ondan sonracığıma, diğer giderlerin, kuaför darbe oldu anlamaz, bunların hepsi parayla dönen şeyler, bakkalına, kasabına, kirana, ekmeğine, kıyafetine, aa bugün darbe oldu beni idare edin, diyemezsin: Yapacağın tek bir şey vardır; bugün de olduğu gibi, seks işçiliği yapmak zorundasın.”

Aradan geçen 32 yılın ardından o darbeci zihniyetin uzantısı bir anlayış, darbecilerin hukukundan ve icraatlarından, şiddetinden ve zulmünden payını ziyadesiyle alan LGBT bireylerin 12 Eylülcülerin yargılandığı davaya müdahil olamayacağını söylüyor.

Ama örgütlü olmayışımız darbecilerin hukukunun, darbecilerin şiddetinin, darbecilerin zihniyetinin bizi tek tek yakalayıp cezalandırmadığı anlamına gelmez. Bilakis, tek silahı şiddeti uygulayarak, örgütlenmemize zinhar izin vermediğini gösterir.

Evet, Türkiye’de LGBT bireyler örgütlenmeye ilk olarak 80’li yılların ortalarında başlayıp 90’larda daha örgütlü,daha görünür oldular ve biz de Siyah Pembe Üçgen İzmir olarak halihazırda Sözlü Tarih Dizimizin ikinci kitabı için o yılların hikayelerini derlemeyi deniyoruz. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; bu çalışmada da darbeci zihniyetin şiddeti, zulmü, hak ihlallerine dair hikayeler ziyadesiyle mevcut.

Askeri darbeler bir günle anılırlar ama yıllarca sürerler. 12 Eylül Darbesi de ertesi gün bitmedi, yıllarca sürdü. Ve bugün Siyah Pembe Üçgen İzmir derneğinin müdahillik talebine soğuk bakan yargı sisteminde de sürdüğü açıkça görülüyor.

Bize; siz o zaman yoktunuz öyleyse suçlar da yok, demeye getiriyorlar.

Onlara; [unutmadığımız, asla unutamayacağımız] suçlar var, elbette biz de vardık, diyoruz.

Yok olan sizsiniz. Düşman olan, suç olan, ayıp, günah olan sizdiniz.

Varız. Buradayız. Adalet istiyoruz.

Yok değiliz; müdahiliz.

Post comment

Your email address will not be published.

sweden SIYAHPEMBE.ORG websitesi, Gökkuşağı Projesi kapsamında, İsveç Uluslararası Kalkınma ve İşbirliği Kurumu SIDA tarafından desteklenmektedir. | © 2014 erdemly. Her hakkı saklıdır.