Kapitalizm, Penis ve Homofobi Üzerine

Kapitalizmin eşcinseller için de “pembe bir pazar” yarattığı söylenir. Ancak bu pazardan payını alanlar genellikle erkek eşcinseller olur. Dergiler, barlar, mağazalar ağırlıklı olarak erkek eşcinsellerin beğenilerine -erkek beğenilerine- göre şekillenmiştir.

Eşcinsellerin bir kısmı maddi anlamda problemlerini çözdükleri zaman kendilerini gizleyebileceklerini ve gizlemek zorunda olmayacakları alanları da parasıyla yaratabileceklerini, yani özgürlüğü para ile satın alabileceklerini düşünürler. Oysa ki özgürlüğü sadece kapitalizmin verebileceği yanılgısından beslenen bu yapay özgürlük anlayışı pratikte yalnızca ayrımcılığa karşı örgütlenmenin önüne geçerek hareketin büyümesini engeller.

Benzerlikleri örgütleyen aydınlanmanın, 18. yüzyılda gettoları da yaratmaya başlaması, yüzyıl içinde kapitalizmin ve sanayileşmenin olağanüstü bir ivmeyle yükselişe geçişiyle birlikte daha da belirginlik kazanmıştı. Homofobi de, yine aynı şekilde, eşcinsel görünürlüğünün artmasıyla birlikte yükseldi ve kapitalizmin getirdiği bir ahlak sorunu olarak zihinlerde yer etmeye başladı. Ne var ki, sürecin toplumsallığı ve öğrenilmişliği bugün de tazeliğini korumaktadır. Doğal bir akış içinde değil kadınlaşma üzerinden ve erkek birliğine yönelik bir darbe olarak algılanmasından dolayı redde tabidir.

Ailenin reisi olan babanın babaerkil toplumdaki konforlu yeri ve babalar birliği için tehlike oluşturan erkek eşcinselliği doğal olmayanbir tehlike unsuru olarak algılanırken lezbiyenlik bir tehlike olarak görülmez. Erkekleri böylesi bir algıda birleştiren neden kadın görünürlüğünün olmamasından ziyade lezbiyenliğin patriyarka için tehlike oluşturmayacak kadar önemsiz olmasıdır..

Catharine A. MacKinnon’ın Marx’ı eleştirdiği makalelerinde yer verdiği bazı satırlarla harmanlayarak, ideolojilerin eşitlik nidaları atmadan önce revize edilmeleri gerektiğine de temas etmiş olalım: Antropoloji penceresinden bakıldığında toplum öncesi ile toplumsal olan arasındaki çizginin toplum tarafından çizildiği görülür. Ancak K. Marx kadınların toplum tarafından değil doğa tarafından tanımlandığını düşünür. Cinsiyeti de toplumsal incelemeye tabi olmayan maddi altkatman içinde değerlendirir. Kadınlar ücret karşılığı meta üretiyor olsalar bile onlardan öncelikle anneler, ev hanımları ve daha zayıf bir cinsin üyeleri olarak söz eden Marx, kadınlar toplumsal olarak nerde bulunuyorsa o yere aittir, diyen liberal görüşle ortaklaşır. Kadınlar biyolojik özellikleriyle değerlendirilip kategorilendirilirken, “kadın işçiler”in üretimde yer alıp ev hanımlığından “işe yarar” bir üretime terfi etmeleri, çalışma hayatında bir eşitliği sağlar ancak erkek evde çalışmama özgürlüğünü korumaya devam eder.

Erkeklik en temel sorundur. Penise sahip olma üzerinden örgütlenir, ayrıcalık getiren kodların sahiplenilmesi ve yüceltilmesiyle yeniden üretilir. Üretim ilişkilerine de şekil verir.

Patriyarka erkek bir evlat olarak kapitalizmi yaratmıştır. Bugün de o evlat babasını en güzel şekilde temsil edip yaşatmaya devam etmektedir. Kendi kendini koruduğu gibi, bütün bir tarihi de ipotek altına almıştır. Feminist bir perspektiften bakılmadıkça, erkeklik ve onun araçları ile mücadele edilmedikçe homofobinin de önüne geçmek mümkün olmayacaktır.

Kapitalizmin kendine özgü ahlak anlayışı sadece eşcinselleri değil, sömürebildiği ne varsa hepsine hükmeder, yalnızlaştırır ve yok eder. Örgütlenmelerini engeller, erkekliği ezberleri yinelemek ve sağlamlaştırmak için hayatın her alanına sokar. İktidar erkektir ve erkeklik de penisi olana verilmiş olan bir rütbedir. Bu rütbe biyolojik erkeklere doğuştan verilmiş olsa da bunu reddedenler vardır, tıpkı penisleri olmamasına rağmen varmış gibi davrananlar olduğu gibi…

Dilden başlamak üzere, üsluba kadar erkekliğin dayattığı kodlar değiştirilmedikçe özgürlük bir sanrıdan ibaret olacaktır. “Eşit dağılım” yoksul sınıfın sorunu “varlık” ile çözülebilir, ancak o varlık ezilenlerin sorunlarını çözmeye yetmeyecektir. Bu yüzden sorunların hiyerarşisini reddederek LGBTT’lerin yaşadığı sorunların, diğer ezilenlerin sorunlarıyla aynı öneme sahip olduğunu anlamak ve bunları çözme noktasında da aynı hassassiyeti göstermek gerekir.

Standartlaşmış algıların dizginleyip kalıplara soktuğu zihinlerimizi ve bedenlerimizi özgürleştirmek için erkeklikten kurtulmaktan başka seçenek yoktur.

Yavuz Cingöz | Yazarın Tüm Arşivi İçin Tıklayınız

*15 Kasım 2009 Anti Capitalist Direniş Festivali / “Kapitalizmin Ahlakı ve Homofobi” başlıklı oturumun metnidir.

siyahpembe.org sitesinde yayınlanan yazılar tamamen yazan kişilerin sorumluluğundadır. Yazılar, yalnızca yazarların şahsi fikir ve görüşlerini yansıtır. Bu yazılardan doğacak olan maddi ve manevi zararlardan siyahpembe.org sorumlu tutulamaz.

sweden SIYAHPEMBE.ORG websitesi, Gökkuşağı Projesi kapsamında, İsveç Uluslararası Kalkınma ve İşbirliği Kurumu SIDA tarafından desteklenmektedir. | © 2014 erdemly. Her hakkı saklıdır.