Yalnızlık Sakinleri

Sinema ve Toplumsal Cinsiyet: Anayurt Oteli’nde Erkeklik ve Babalık

“Adım Zebercet, Zebercet.

Bu otelin yöneticisiyim.

28 Kasım 1950’de doğdum. 7 aylık.

Annem 44 yaşındaymış o zaman, babamdan büyük.

Dört kez düşük yapmış bana kadar.

Sünnet olduum yaz öldü.

1960’da, ilkokul üçteydim. Orta 2’den ayrıldım.

Bir süre aylak dolaştım. Sonra askerlik. 71’de terhis oldum.

Babam birkaç yıl önce öldü. 80’den beri.

Sorumluluk isteyen bir iş…”

Ömer Kavur’un yönetmenliğini yaptığı 1987 Yapımı Anayurt Oteli isimli filmi bu sözlerle başlar. Film Türk Edebiyatı’nın usta kalemi Yusuf Atılgan’ın aynı adlı romanından uyarlanmıştır. 1963 tarihli romanın aksine film 80’li yıllarda geçer.  Ömer Kavur bunu film ile ilgili verdiği bir söyleşide şöyle açıklar.

“Filmi romandan ayıran şey, roman 60’lı yıllarda 63’de geçen bir hikayedir.. Ben istedim ki filmi günümüze taşıyayım. Ve üç tane darbe görmüş bir ülkede yaşayan, iletişim kuramayan bir adamın hikâyesi. Nitekim adamın, Zebercet’in filmin başında bir monoloğu vardır. Önemli tarihleri söyler. Şu yaşta ilkokula gittim, şu yaşta sünnet oldum şu yaşta annem öldü. O tarihlerin her birinin bizde bir darbe tarihi olduğu görülebilir.” [1]

Yönetmenin bu tarihleri seçme nedeni, Zebercet’in karakterindeki yalnızlığı ve iletişim sıkıntısını verebilmektir Tüm gününü salt otele bir müşteri gelmesini bekleyerek geçirir Zebercet. Otelden nerdeyse hiç ayrılmaz. Darbelerin Türkiye tarihinde yarattığı tahribat ve baskıcı toplumsal yaralar Zebercet’in hayatındaki dönüm noktalarına denk düşer.

Zebercet babasından kalan Anayurt Oteli adlı bir oteli işleten sorunlu bir karakterdir. Otelde kısa bir süre sonra kalıp geri döneceğini söyleyerek ayrılan gizemli bir kadına tutulur. Bundan sonra otelde zaman bir türlü ilerlemez Zebercet için, artık sadece o kadını bekler, temizletmeyip aynen koruduğu kadının odasında zaman geçirir ve onu beklerken gittikçe karanlığa sürüklenir. Müşteriler, az da olsa gidip gelen aynı yüzler,  ilerlemeyen zaman, hiç gelmeyeceği halde beklenen kadın, psikolojik sorunlarını iyice su yüzüne çıkarır. Oteli kapatıp kendisine yardım eden bir kadınla ve otelin kara kedisiyle birlikte yalnız kalır. Ara sıra dışarı çıkar, ama bu çıkışlar onun yabancılığını daha fazla arttırır.

Zebercet’in sıkıntılığı otel hayatı otele Şakiha Tekand’ın tüm tekinsizliği ve şuhluğuyla canlandırdığı Gecikmeli Ankara Treni ile gelen kadının katılmasıyla değişir. Aslında bu kadının olup olmadığı yahut otele gelip gelmediği bile meçhuldur. Zebercet sürekli bu kadının gelmesini bekler. Hatta otele gelen müşterilere boş odanın olmadığını söyleyerek o odanın hiçbir şeyine dokunmayarak hayalinde bu kadını yaşatır. Kadınla yaptığı konuşmasını her gün bu odaya girerek tekrarlar. Tüm cinselliğini bu kadının fantezileri oluşturur.

Otelin bir diğer sürekli çalışanı temizlikçe kadın Zeynep’tir. Serra Yılmaz’ın bedensel yapısının da katkısıyla başarıyla canlandırdığı gündelikçi kadın karakteri Zebercet’in cinselliği adına filmde önemli bir yer tutar. Zebercet bu kadın istemese de onunla zorla birlikte olur. Tıpkı Zebercet gibi Zeynep de yaşamdan soyutlanmış, sürekli aynı işleri yapan, dilsizmişçesine hiç konuşmayan bir kadındır. Zebercet’in onunla zorla seviştiği sahnelerde uyuyarak tüm yaşananlara kayıtsız kalır. Zebercet filmin sonlarına doğru hem Zeynep’i hem de kara kediyi vahşice öldürür.

Anayurt OteliÖmer Kavur gerçek bir yönetmenlik başarısı sergilemiş bu filmde, senaryo aşamasında Yusuf Atılgan ile olan konuşmaları belli ki Zebercet’i çok iyi anlayıp yorumlamasına yardımcı olmuş. Her filminde mekânları çok iyi kullanmasıyla bilinen yönetmen bu filmde de oteli çok iyi kullanmış -belki gençliğinde otellerde çalışmış olmasının da bir katkısı olmuştur bunda. Oteli nerdeyse Zebercet’in zihni haline getirmiş, görüntü yönetmeni Orhan Oğuz’un da yardımıyla kasvetli bir otel, gerçekle hayaller arasında gidip gelen bir karakter için en uygun görsel dili yaratmış, otelin karanlığı ve dışarının aydınlığı arasında güçlü bir tezatlık kurmuş. Dışarıdaki her bir bölümü Zebercet’in yabancılığını, yalnızlığını vurgulayan sahneler olarak tasarlamış. Ve Zebercet’i sinema tarihimizin en huzursuz, tekinsiz karakterlerinden biri haline getirmiş. Macit Koper de kapkaranlık rolünün içinde bir an bile kaybolmamış. [2]

80’li yılların Türkiye sinemasında önemli bir teması olan “yalnızlık” Anayurt Oteli’nin de ana kabuğunu oluşturur. Eylülist ideolojinin politik esintileri sokağa inmiş ve halkta yalnızlığın getirdiği kuşku ve güvensizlik belirginleşmiştir. Zebercet’in sokağa indiği zamanlarda girdiği mekânlar boş ve terkedilmiş gibidir. Erkeklerin çoğunlukta olduğu sinemalar ve lokantalarda insanlar nerdeyse iki kişi birbirine dokunmayacak kadar uzaktır. Şükran Kuyucak Esen’in Sinemamızda bir Auteur: Ömer Kavur adlı kitabında “yalnız insanlar senfonisi” diyerek analiz ettiği bölüm şöyledir:[3]

“Kısacık görüntülerle, kısacık dokunuşlarla bu senfoni nota nota yazılmış. Zebercet’in yemek yediği lokantada onun gibi yalnız içen adamın hareketlerindeki Zebercet’le “senkronize”lik; aynı anda bardağı dikleyiş, aynı anda masaya bırakış. Başka bir bölümde yine meyhanede yalnız içen bir adamın Zebercet’in masasına gelerek birlikte içme önerisi: “Oh canına değsin kardeşim. Rakınız bitiyor. Biraz da birlikte içer miyiz? Yalnız içmekten…” Yine aynı meyhanede Zebercet’in kulak misafiri olduğu masadaki tutuklulukla ilgili konuşmalar: “ilk üç haftası dayanılmaz geliyor. Sonra alışıyor insan. Güvensizlik, kuşku, yalan hiç yalnız bırakmıyor. Arada isteniyor yakınlık, insanca bir sıcaklık.” Zebercet’in de isteklerini yansıtan bu sözler onu da, izleyici de çok etkiliyor. Zebercet’in oteldeki yaşamı da bir anlamda tutukluluk.”

anayurtoteliModernist anlatının Türkiye sineması adına yetkin bir örneği olan Anayurt Oteli, modern bireyin sorunları olan iletişimsizlik, yabancılaşma, yalnızlık temalarını romanın sağlam dramatik iskeletinin de desteğiyle çok iyi işlenmiş bir roman uyarlamasıdır.  Geçmişi ve bugünü arasında kalan Zebercet defalarca aynaya bakarak ismini zikreder. Varoluşuna dair güçlü erkek imgesi bıyığını da kesmesiyle Zebercet artık sona yaklaşmıştır.

“Bıyık, Anayurt Oteli’nde de Zebercet’in, gecikmeli Ankara treniyle gelen kadınla birlikte deği şen dünyasını ele veren önemli bir laytmotiftir. Zebercet’ in “küçük, dört köşe bıyığı ” (Atılgan, 200Sb; 8), kadının gelişine kadar kurgulanmış bir makine düzeniyle işleyen dünyasının teklemeye başladığının işaretidir. Onun yetişkinler, erkekler dünyasındaki yerini belirleyen, romanda iktidarın gücünün sembolü olan bıyık (Turan, 2000; 103) kesildikten sonra, Zebercet, on yıldan beri cinsel ilişkide bulunduğu ortalıkçı kadınla yatmamaya başlar. Bunun yatamama, yani – geçici de olsaiktidarsızlaşma olduğunun bilincine varınca, nedeni sadece bu olmamakla birlikte, kadını öldürür.Bıyık kesme, gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının Zebercet’in ruhunda neden olduğu depremin ilk dışsal göstergesidir. Ulaşılmaz arzu nesnesi olarak görüntü alanına giren bu etkileyici kadının gidişinden üç gün sonra berbere giderek bıyığını kestirmek istemesi- bıyığı önceden kesilmiş olsa bile- önemlidir.  İlk arzu nesnesi olan anneye dönüş isteğini anımsatan bir tür simgesel kastrasyon olarak yorumlanabilecek bu davranış,  Zebercet’in fallusa sahip olmak ve olmamak temelinde belirlenen toplumsal/cinsel kimlik arayışında geriye dönük yolculuğunu başlatır.  Zebercet’in içinde doğduğu ve kendini astığı ve babasınca özel müşterilere ayırması öğütlenmiş odayı kadına vermesi,  onu bu arzu nesnesiyle doğum ölüm simgeleri üzerinden buluşturan bir metafora dönüşür. Zebercet’in yasaklanmış arzu nesnesiyle simgesel düzlemde bütünleşmesi anlamını yüklenen bu durum, anne ile mutlak bütünlük., anne rahmine dönüş arzusunu temsil eder”[4]

Filmin afişinde Zebercet’in Gecikmeli Ankara Treni ile gelen kadını karşıladığı an gösterilerek aslında filmin en önemli anı resmedilir. Ancak bu afişte bile kadını sırtından gösterilerek var olup/ olmadığına dair bir gönderme yapılmaktadır. Zebercet ise onun karşısında tıpkı bir oğlan çocuğu gibi utangaç ve ürkek gözükmektedir.

“Ruh sağlığı gittikçe bozulan Zebercet, gerçek bir cinsel ilişki yasamak istediği temizlikçi kadından beklediği karşılığı görmez; zira uykusu çok ağır olan kadın ilişkiye başlamadan uyur. Zebercet cinsel uyarıda da sorunlar yaşar ve kadını boğarak öldürür. Bununla da yetinmez ve belki de sahibinin ölümünü hisseden kediyi de öldürüp pencereden aşağı atar. Yaptıklarında pişmanlık duyan Zebercet, kendi içinde kendisiyle hesaplaşmaya başlar; eşini gerdek gecesi öldüren damadın mahkemesini izler. Damat gelini kız olmadığı için öldürdüğünü iddia eder fakat gelin kız oğlan kızdır. Zebercet damatla aynı suçu işlediğinden kendisini onunla özdeşleştirir. Savcının sanığa yönelttiği sorulara kendi içinden yanıtlar verir. Mahkemenin karar tarihini 28 Kasım’a ertelemesi sanıkla arasında suç ve ceza yönünden bir paralellik kuran Zebercet’in de karar tarihi olacaktır: Kendisini o tarihte asmaya karar verir. Fakat o tarihi beklemez, bekleyemez. 10 Kasımda kendisini yegâne sığınağı olan konakta tavana asarak intihar eder”[5]

İntihar sahnesinden sonra filmin aslında ana karakteri olan Anayurt Oteli hala yaşamaya devam etmektedir. Musluktan damlayana su taneleri, saat tiktakları, otelin boş ve soğuk duvarları yakın planlarda gösterilir. Otelde bulunan fotoğraflardan Zebercet’in annesi olduğunu düşündüğümüz kadının Gecikmeli Ankara Treni ile gelen kadına olan benzerliği ise son derece manidardır. Belki de Zebercet’in âşık olduğu kadın annesidir…


[1]  Şükran Kuyucak Esen’in Sinemamızda bir Auteur: Ömer Kavur syf 228 Alfa Yayınları

[3]  Şükran Kuyucak Esen’in Sinemamızda bir Auteur: Ömer Kavur syf 221 Alfa Yayınları

[4]  Uğurlu Seyyit Battal (2008) Yusuf Atılgan’da Baba İmgesi: Psikanalitik Bir Yaklaşım 10-15 Eylül 2007 ICANAS

[5]  Franz Kafka’nın Die Verwandlung ve Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli adlı yapıtlarında yabancılaşma ve yalnızlık

Haz: Özgür Cangüleç. Yüzüncü Yıl Üniversitesi

anayurtoteliafis

sweden SIYAHPEMBE.ORG websitesi, Gökkuşağı Projesi kapsamında, İsveç Uluslararası Kalkınma ve İşbirliği Kurumu SIDA tarafından desteklenmektedir. | © 2014 erdemly. Her hakkı saklıdır.